Geçen hafta sonu İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ın Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığına ilişkin sorulan soruya verdiği yanıt, İsrail ve Türkiye arasındaki çekişmeyi daha dikkat çekici bir noktaya taşıdı. Aslında o açıklama, Ankara’nın yeni Şam yönetimi ile savunma gücünü artırmak için yürüttüğü çalışmaları bilenler ve İsrail’in sahaya dönük hamlelerini ve saldırılarını takip edenler için pek de şaşırtıcı değildi.
İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar’a 24 Mart’ta sorulan soru şuydu: ‘Türkiye’nin Suriye’deki varlığından ne derecede endişe duyuyorsunuz, Suriye topraklarında gelecekte Türkiye ve İsrail’in askeri olarak çatışma ihtimali var mı?’ Saar’ın yanıtı ise şöyleydi: ‘Uluslararası toplumun Türkiye’nin Suriye’deki askeri varlığından en az bizimki kadar endişe ettiğini görmek isteriz. Türkiye ile hiçbir sahada çatışmak istemeyiz.’ Meselenin ciddiyetini bir süredir basına da yansıyan haberler üzerinden
ABD Başkanı Donald Trump hiçbir şey yapamıyorsa bile bir şeyi başarıyor: Karşısındaki tüm grupları birleştiriyor. Savunma harcamaları çıkışlarıyla Avrupa ülkelerinde “Bir şeyler yapmalıyız” duygusunu harekete geçirdiği açık.
Arap ve İslam ülkeleri, Filistinsizleştirerek hayata geçirmek istediği ‘Gazze Rivierası’ planına karşı, Mısır’ın alternatif planında buluştu. Fikir ayrılıkları olsa da en azından karşı çıkmalarının zeminini yok etti. Az şey mi? Bu, Ortadoğu’da bir başka şeyi daha tetikliyor. ABD’ye daha doğrusu Donald Trump’a karşı tek başına hareket etmektense, sorunlara bölgesel çözümler bulma ihtiyacını…
Mısır’ın Gazze planı bunun ilk somut örneğiydi. İkinci örnek de ABD’nin bölgedeki etkisini azaltmak için DAEŞ’e karşı kurulacak yapı olabilir. Geçtiğimiz haftalarda Ürdün’de Suriye’ye komşu ülkelerin yaptığı toplantıdan çıkan ‘ortak operasyon merkezi’ kararı ete kemiğe bürünüyor gibi. Anlaşılan o ki Türkiye, eğer Trump
Bu haftanın önemli gelişmelerinden biri Ermenistan ile Azerbaycan arasında varılan mutabakattı. Hiç kuşku yok ki 30 yılı aşkın bir süredir devam eden sorunun çözümü için ‘Barış ve Devletlerarası İlişkilerin Kurulmasına Dair Anlaşma’ metni üzerinde uzlaşılması büyük bir adımdı. Lakin yol uzun ve süreç hala kırılgan. Çünkü bu metnin önce karşılıklı imzalanması – ki henüz bir takvim yok- daha sonra iki ülkenin parlamentolarında onaylanması ve yürürlüğe girmesi gerekiyor.
Azerbaycan’ın 17 maddelik anlaşmayı imzalaması ya da imzalasa bile parlamento onayına sunması için Ermenistan’dan bazı somut adımlar görmesi gerekiyor. Anlaşmanın ikinci maddesi şöyle diyor:
“Taraflar birbirlerine karşı herhangi bir toprak iddialarının olmadığını ve gelecekte böyle bir iddiada bulunmayacaklarını teyit ederler.”
Yani Azerbaycan, Ermenistan’dan anayasasını değiştirmesini bekliyor. Çünkü anayasanın girişinde atıf yapılan Ermenistan Bağımsızlık Bildirgesi’ne göre Azerbaycan toprağı olan
Mısır, ABD Başkanı Donald Trump’ın “Gazze’yi Filistinsizleştirerek Riviera yapma” planına karşılık, 91 sayfalık “Gazze’nin iyileşmesi, yeniden inşası ve kalkınması” başlıklı çalışmasını tamamladı. Kahire, hafta içi yapılan iki toplantıyla Arap ve İslam ülkelerinin desteğini de arkasına aldı.
Elbette Arap ülkelerinin bu plana dair farklı görüşleri olabilir ama kimsenin de buna aykırı bir ses çıkarmaması önemliydi. Lakin hem ABD hem İsrail jet hızıyla Mısır’ın planını reddettiklerini duyurdu. Tepki böyle olunca “plan ölü doğdu” yorumları yapılması normal; ancak meseleye şöyle de bakılabilir:
Taraflar kartlarını açtı, müzakeredeki ilk pozisyonlarını ortaya koydu. Şimdi herkes belirli ölçüde tavizler verecek. Çünkü ne Trump bütün bölgeye rağmen istediğini yapabilir ne de bölge ülkeleri Trump’a rağmen adım atabilir!
Plan’ın ayrıntıları
91 sayfalık dosyada, Gazze Şeridi’nin siyasi ve güvenlik durumu, ekonomik tablosu, planın kapsam ve hedefleri, hasar
ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna Savaşı’nı “bitirmek” için bir plan üzerinde çalışıyor. Sadece Rusya’yı muhatap alarak yaptığı görüşmelerin Putin’in işine gelecek şekilde sonuçlanması, Avrupa’da büyük endişe yaratıyor. Ukrayna’ya üç yıldır devam eden askeri ve mali desteğin çöpe gitmesi bir yana, bu “ateşkesin” Rusya’yı gelecekte saldırgan tutumlar için cesaretlendirmesi, Avrupa’daki karar vericilerin uykularını kaçırıyor.
Son dönemde, çatışma bölgesine yakın olan ülkelerden daha çok, en uzak noktadaki Birleşik Krallık’ın çıkışları dikkat çekiyor. İngiltere Rusya’yı, Rusya da İngiltere’yi açıktan hedef almış durumda. Peki sınır komşusu olmamasına rağmen, Birleşik Krallık Rusya’ya neden bu kadar keskin bir Rusya karşıtı tavır sergiliyor? Bunun cevabı basit: İstihbarat savaşları… Kıta ülkesi Birleşik Krallık, Rusya’nın hem kendi topraklarında hem de adanın çevresinde denizlerdeki casusluk faaliyetlerini kendi güvenliğine
ABD Başkanı Donald Trump, yeni döneminde adeta “züccaciye dükkanına girmiş fil” gibi davranıyor. Şimdilik neyse ki sadece söylemleriyle etrafı kırıp döküyor. Zira savaşları bitirmek ya da “barış getirmek için” somut bir plan ortaya koymuş değil. Belli ki dünyaya her hafta başka bir konuyu tartıştırmaktan keyif alıyor.
Geçen hafta Gazze planını konuşurken, bu hafta Ukrayna savaşının nasıl bitirileceğini tartıştık. Belki gelecek haftalarda Suriye ya da bambaşka bir başlığa döneceğiz. Fakat, konuşan, nihayetinde dünyanın en büyük siyasi ve askerî gücünün lideri olunca ister istemez ciddiye alınıyor. Trump konuştuğunda dünyayı “Ya dediğini yaparsa...” paniği alıyor. Trump’ın ‘Filistinlileri komşu ülkelere sürme’ planına karşı Mısır’ın günlerdir hazırladığı “inşa planı” bunun bir örneği. Kahire, üzerine çalıştığı planı tamamladı, şimdi adım adım arkasına bölge desteği almak için uğraşıyor.
Riyad ve sonrası
Mısır’ın hedefi, üç ayrı toplantıyla o beklediği desteği almak. Riyad’daki zirve bunun ilk adımıydı. Suudi Arabistan, Mısır, Birleşik
20 yılı aşkın süredir üzerinde çalışılan bir enerji projesi gerçek oluyor, Türkmenistan gazı 1 Mart itibariyle Türkiye’ye geliyor. Aslında bu Türkmenistan’la olduğu kadar İran ile de mutabakat anlamına geliyor. Çünkü yıllık 1,3 milyar metreküp Türkmen doğalgazı İran’dan swap yöntemiyle alınacak. Bir başka deyişle, Türkmenistan gazını İran’ın boru hattına pompalayacak, İran da kendi gazını aynı oranda Türkiye’ye akıtacak. Tabii bu mutabakatın ardından akıllara birkaç soru geliyor: 1- Türkiye neden İran hattını tercih etti? 2- İran neden bu projeye ‘evet’ dedi? 3- Bu yeni gaz mutabakatı, Batı’nın İran üzerinde uyguladığı yaptırımlara girer mi?
Hazar’ın statüsü
Dünyanın en büyük kapalı su birikintisi olan Hazar’da yaklaşık 50 milyar varil petrol ve 300 trilyon metreküp doğal gaz bulunuyor. Türkmen gazı projesinin uzun yıllardır hayata geçememesinin temel sebebi Hazar’ın statüsüydü. 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra bu statü
Gazze’den ‘bir emlak projesi’ gibi bahsetmek sadece Donald Trump’ın yapabileceği bir işti, yaptı. Beklenen bir açıklamaydı ama sanırım kimse bu kadar radikal bir söylem beklemiyordu. Dahası ABD müesses nizamının da bu açıklamadan çok memnun olduğunu düşünmüyorum, çünkü temel hedefi İsrail’i korumak olan Washington’ın politikası hiçbir zaman Gazze’yi ‘devralmak’ olmadı.
Trump ilk döneminde “Yüzyıl’ın Barış Planı” olarak yine Filistinlileri yok sayan bir proje ortaya koymuş ama görev süresi bu planda ısrarcı olmaya yetmemişti. Şimdi 4 yıllık sürecin daha başında ve üzücü olan, bölge ülkeleri üzerinde baskı kurmak, yaptırım kartını kullanarak tehdit etmek için epey süresi var. Daha üzücü olansa, o baskı artarsa Arap dünyasının buna söylemin ötesinde bir tutum sergileyemeyecek olması.
Geçmiş deneyimlerle sabit olduğu için dileğimiz, Trump’ın bu saçma plandan vazgeçmesi ya da ABD müesses nizamının